Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımımız, CEV Kupası Çeyrek Final rövanş karşılaşmasında Polonya temsilcisi Tauron MKS Dabrowa Gornıcza ile karşı karşıya geldi. Sarı Melekler, 21-25, 25-21, 19-25, 20-25 setler ile rakibini 3-1 mağlup etti ve adını yarı finale yazdırdı. Karşılaşmaya ait görüntüler;
Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımımız, CEV Kupası Çeyrek Final rövanş karşılaşmasında Polonya temsilcisi Tauron MKS Dabrowa Gornıcza ile karşı karşıya geldi. Sarı Melekler, 21-25, 25-21, 19-25, 20-25 setler ile rakibini 3-1 mağlup etti ve adını yarı finale yazdırdı. Sarı Melekler’de Kim 27 sayı karşılaşmaya damgasını vururken; o’na Seda 17, Paula 14 sayı ile eşlik etti. Tauron’da ise E.Skowronska 17, Liniarska ve Kaczor’un 11 sayılık çabaları mağlubiyete engel olamadı. Sarı Melekler’in CEV Kupası yarı finalindeki rakibi ise Rusya’nın Uralockha NTMK Ekaterinburg takımı oldu. MKS Tauron Dąbrowa Górnicza – Fenerbahce: 1-3 (21-25, 25-21, 19-25, 20-25) -İstatistikler Tauron: Tokarska (2), Leys (14), Liniarska (11), Kaczor (11), Dirickx (4), Skowrońska (17), Strasz (libero) (Zaroślińska (4), Stacchiotti (2), Śliwa, Staniucha-Szczurek, Nuszel) Fenerbahçe: Paula (14), Seda (17), Kim Yeon-Koung (27), Okuniewska (3), Eda (6), Berg (4), Nihan (L) (Elif, Nilay, Meryem) Tauron MSK Dabrowa Gornicza – Fenerbahçe Özet
Tauron MSK Dabrowa Gornicza – Fenerbahçe Basın Toplantısı
Sarı Melekler, ilk yarının sona ermesinin ardından CEV Kupası'nda karşılaşacağı Tauron Dabrowa Gornicza karşılaşmasına kadar olan süredeki boşluğu en iyi şekilde değerlendirmek hem de yeni transfer Berg'in ne durumda olduğunu görmek için Eczacıbaşı ile 2 tane hazırlık karşılaşması ayarladı. Bunlardan ilkinde; Fenerbahçe - Eczacıbaşı VitrA: 2-2 (24-26, 24-26, 25-11, 17-11) Fenerbahçe: Berg, Paula, Kim, Seda, Berenika, Eda, Nihan (Nilay, Merve, Mari) Eczacıbaşı: Özge, Neslihan, Sokolova, Senna, Poljak, Büşra, Gülden (Asuman, Esra) Karşılaşmaya Berg, Paula, Seda, Kim, Berenika, Eda, Nihan (L) altısılı ile başladık. Eczacıbaşı'da antrenman karşılaşması olmasına rağmen rakibine saygı göstererek tüm aslarını sahaya sürdü. (Özge, Büşra, Poljak, Senna, Sokolova, Neslihan, Gülden) Ancak maç genelinde oyuncuların tamamında oldukça ciddiyetten uzak bir hal vardı ve dolasıyla saha içindeki ortam da öyleydi. Hazırlık karşılaşması olması nedeniyle iki tarafta aralarında anlaşarak karşılaşmaya servis atmadan başlamayı ön gördüler. Sadece servis el değiştirdiğinde tekrar servis atılıyor, setin genelinde top yandan oyuna sokuluyordu. Antrenörler servis karşılaşmadan ziyade takımlarına özel set (drill) varyasyonları denetiyordu. Kenarda ise diğer oyuncular (Nilay-Mari, Nihan-İpek, Elif-Nilay) top ile oynuyorlar ve sürekli toplar içeri kaçıyordu. İlk setin sonlarına doğru bir Fenerbahçe hücumunda Eczacıbaşı tarafından bir topun sahaya kaçması üzerine top karşı tarafa verildi ve Fenerbahçe seti kaybetti 26-24. (Top içeri kaçtığı sırada Fenerbahçe hücum ediyordu ve skorda 25-24 Eczacıbaşı öndeydi.) Böylece açılış setini ve ikinci seti aynı skorlarla konuk Eczacıbaşı VitrA 26-24 kazanmayı başardı. İlk iki setin ardından Berg'in 2-3 günlük antrenmanlara çıkmasına rağmen çok sırıtmaması dikkat çekiciydi, uyum sürecini en kısa sürede atlayabileceğini gösterdi, oynattığı setler ve pas dağılımı da fena değildi, savunmada ise çapraz hücum defanslarında toplar çıkardı, en azından gayret gösterdi. İkinci setin sonlarında (20'li sayıların ardından) Mari-Seda, Paula-Elif Başaran değişliklikleri izledik. İkinci seti ortalarında ise aradaki skor farkı açıldıktan sonra belli bir bölümde Nilay - Berg değişikliği oldu. Kaybedilen ilk iki setin ardından üçüncü sete Mari ve Merve değişiklikleri ile başladık. Eczacıbaşı'nda ise Asuman ve Esra oyuna girdi. Üçüncü setin başında açılan farkın ardından (6-0, 9-1, 16-3) bu fark set sonuna kadar devam etti ve Sarı Melekler üçüncü seti 25-11 gibi farklı bir skorla kazandı. Eczacıbaşı'nın yedek oyuncuları alıp seti bıraktığını düşünebilirsiniz ancak normal as kadrosuyla mücadele ettiler. Dördünce sette ise ilk setteki klasik altımıza döndük, çok fazla oyuncu değişikliği göremedik. Sette 17-11 Fenerbahçe üstünlüğü var iken Burhan Felek'in çatısının su akıtması nedeniyle sahanın ortasında ufacık bir gölet (su birinkitisi) oluştu; bu nedenle her iki tarafta karşılaşmayı bitirmeyi tercih ettiler. Uzunca süren bir sakatlık döneminin ardından bugün Brezilyalı oyuncu Mari'yi de ilk kez sahada izleme fırsatı bulduk. Her ne kadar taraftara yansımasa da Mari 1-2 haftadır antrenmanlarda ilk 6'da a takımda Seda'nın yerine deneniyor ve yapılan antrenman sonu maçlarında forma giyiyordu. Mari'nin kendi ritmini bulması biraz daha zamanla; sürekli oynayarak bulacaktır. Mari'nin sakatlıktan dönmesinin yanı sıra diğer bir dezavantajı da şu an önünde oynayan Seda'nın inanılmaz bir seviyede (formda) oynuyor olması. Bugünkü karşılaşma da çok fazla plase yaparak top öldüremese de uzun bir sürenin ardından Mari'yi sahada görmek güzeldi ve o'da bu performansının üstüne rahatlıkla çıkabilecek bir oyuncu, her geçen gün daha da iyi olacak. Karşılaşma genelinde takım halinde inanılmaz blok tuttuk, iyi defans yaptık, defans - blok kurgumuz da iyiydi. Karşılaşmanın ardından ise Sarı Melekler bir süre daha kendi aralarında sahada ve kenarda oynamaya devam ettiler. Bireysel anlamda günün kahramanı ise kesinlikle Maja Poljak'tı. Çatıdan damlayan su ilk onun başına damladı ve çığlık attı oyun dursun diye bir hayli çaba harcadı. :))) Sarı Melekler, Eczacıbaşı VitrA ile 11 Ocak Cuma günü saat 17.30'da Eczacıbaşı Ayazağa Spor Salonu'nda bir hazırlık maçı daha oynayacak.
Brezilya televizyonu geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı'nın Brezilyalı oyuncusu Paula Pequeno ve kızı Mel ile İstanbul'daki yeni yaşantılarını anlatan kısa bir video yayınladı.
Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı ile Fenerbahçe Futbol ve Basketbol Takımı oyuncuları yeni yıl için bir klip hazırladı. İşte oyuncuların yeni yıl mesajları;
Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımımız’ın yeni transferi Amerikalı pasör Lindsey Berg bugün akşam saatlerine İstanbul’a geldi. Lindsey Berg FB TV’ye yaptığı ilk açıklamada: “Fenerbahçe, büyük bir kulüp. Fenerbahçe’de olmaktan mutluyum. Amacım takıma katkı sağlamak” olduğunu söyledi. Lindsey Berg, akşam saatlerinde ayağının tozuyla Fenerbahçe Ülker Sports Arena’daki Fenerbahçe Ülker ile Aliağa Petkim arasındaki karşılaşmayı da izlediç. Lindsey Berg, Fenerbahçe ile ilk antrenmanına ise 2 Ocak’ta çıkacak.
NTV Spor’da Burcu Hakyemez Dal’ın hazırlayıp sunduğu Son Set programının bu haftaki konuğu, Sarı Meleklerimizin dünyaca ünlü yıldızı Yeon Koung Kim’di.
;
Salon Hakkında Bilgi: Akatlar Spor ve Kültür Kompeksi; bilinen adıyla Beşiktaş Akatlar Arena; Beşiktaş Bahçeşehir Üniversitesi Bayan Voleybol Takımı'nın karşılaşmalarını oynadığı spor salonudur. Akatlar Arena, 3200 kişi kapasitesine sahiptir. Misafir seyirciler için ayrı ana giriş kapısı ve oturma bölümü, diğer seyircilerin maç veya gösterileri izleyebilmesi için 3 ayrı ana giriş kapısı, tahliye için de 7 adet kapı mevcut olup, protokol için ayrı kapı ve kat otoparkı düzenlenmiştir.
Adres: 5. Gazeteciler Sitesi Akatlar / Beşiktaş veya Akatlar Mah. Yıldırım Oğuz Göker Caddesi, Gelincik Sokak No: 2 Telefon No: 0 212 283 66 00 ULAŞIM - NASIL GİDERİM ? Salonun mevkisi toplu ulaşım açısından çok fazla zengin değil ancak Anadolu yakasından gelecek olanlar tavsiye olarak özel arabalarıyla ya da Zinclirkuyu metrobüs durağında inerek herhangi bir İETT otobüsleri ile salona rahatlıkla gidebilirler.
Eminönü / Kabataş / Beşiktaş 58A: Reşitpaşa (Poligon Mah.) - Karanfildere - Eminönü otobüsü Akatlar Arena'nın çok yakınından geçmektedir. Akatlar Anafartalar Okul Durağı'nda inildikten sonra, 5 dakikalık yürüme mesafesindedir. Şişli / Levent 59B: Levent Basın Sitesi - Harbiye otobüsü, Akatlar Arena'nın önünden geçmektedir. Sondan bir önceki durakta inilmesi gerekmektedir. Eminönü / Kabataş / Nişantaşı / Mecidiyeköy / Levent 52: Lojmanlar Yolu - Eminönü otobüsü Akatlar Arena'nın yakınından geçmektedir. Türkpetrol akaryakıt istasyonunda inildikten sonra Beşiktaş Çilekli Sosyal Tesisleri'nin yanından Mayadrom Alışveriş Merkezi'ne, oradan da salona 10 dakikalık yürüme mesafesindedir. Akmerkez Akmerkez'den bir önceki durak olan Güvercin Durağı'nda inildikten sonra, durağın karşısındaki sokaktan 20 dakikalık yürüme mesafesindedir. Şişhane - Hacıosman Metro Hattı M2 Hattı: Şişhane - Hacıosman metro hattını kullanacak olanlar var ise; Levent Durağı'nda salon yaklaşık olarak 15 dakikalık yürüme mesafesindedir. NOT: Bildiğim kadarıyla kaba taslak yol tariflerini yazmaya çalıştım, eğer sizinde bildiğiniz ulaşım hattı, yol tarifi vs. varsa yorum bırakarak katkıda bulunabilirsiniz.
Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı’nın nam-ı diğer Sarı Melekler’in yeni üyelerinden Nilay Özdemir ile keyifli bir röportaj gerçekleştik. - Her röportajda olan klasik bir soruyla başlayalım, “Acaba Nilay Özdemir voleybola nasıl başladı?” Biraz bahsedebilir misiniz ? Tabii ki… Voleybola 2.sınıfı bitirdiğim yaz, yani 8-8.5 yaşındayken Karşıyaka’da başladım. Annem benim Karşıyaka Adliyesi’nde çalışıyordu. Onun bahçesinde merdivenleri üçer beşer çıkarken Adli Tıp doktoru Cezmi amca vardı. O beni görmüş, anneme “senin bu kızın çok atletik, inanılmaz hopluyor zıplıyor benim bir arkadaşım var gel bunu voleybola başlatalım” demiş. Macera öyle başladı, spor okuluna gittik topu elime aldım o zamandan beri de hala bırakmadım. Dediğim gibi voleybola 1993 yılında Karşıyaka’da başladım.
- Vakıfbank’ta geçirdiğiniz 2 yılın ardından Fenerbahçe’ye gelmeye nasıl karar verdiniz? Transferiniz nasıl gerçekleşti ? Vakıfbank’ta 2 senelik başarılı bir periyodun ardından Fenerbahçe’ye gelme kararı benim için tabii ki de çok kolay olmadı. Ama birincisi Fenerbahçe formasını giymeyi uzun zamandan beri istiyordum. İkincisi Nilay olarak benim artık yeni hedeflere yeni motivasyona ihtiyacım vardı. - Sarı Melekler’de bu sene bir değişim yaşandı. Yeni transferler ile takım hemen hemen yeniden kuruldu diyebiliriz . Yeni kurulan takımların elbet bir uyum sürecine ihtiyacı vardır. Bu süreç sizler için nasıl geçti ? Bizim için zor bir süreçti çünkü takımda 8 oyuncu değişti. Yani bu takımın yarısından fazlası değişti. Her gelen oyuncunun tekniği farklı, karakteri farklı artı biliyorsunuz voleybol takım oyunu 1 kişinin kötü oynamasıyla maçta kaybedilmiyor 1 kişinin iyi oynamasıyla maçta kazanılmıyor. 6 kişinin organize bir şekilde hareket etmesi gerekiyor hatta bu bence 6 değil, 12-15 kişinin. O yüzden bizim adaptasyon sürecimiz birazcık sıkıntılı geçti. Çünkü tam takım antrenman yapma şansını uzun süre bulamadık. İşte sakatlıklar oldu, biri düzeliyor biri başlıyor. Bunlar takım olma olgusunu geciktiren şeyler tabii ki. Ama şöyle diyebilirim son 2-3 haftadır gayet iyi gidiyoruz. Tam takım antrenman yapabiliyoruz ve biz bunun faydasını çok görüyoruz, görmeye başladık. Bundan sonrada zaten çok fazla problem çıkacağını düşünmüyorum ama ağrılı bir adaptasyon zamanı geçirdik. - Fenerbahçe’ye geldiğiniz günden beri taraftarlar size yoğun ilgi gösteriyor. Bu durum sizi salonda ve günlük hayatta nasıl etkiliyor? Bugüne kadar bu konuda neler yaşadınız ? Mükemmel. Tabii ki Fenerbahçe’nin taraftar olgusu inanılmaz. Yani buraya geldiğim andan itibaren bizi hiç kimse yalnız bırakmıyor, nereye gidersek gidelim yurt içinde yurtdışında Fenerbahçe armalı tişörtünü giymiş, çocuğuna giydirmiş bir sürü insan geliyor bizi destekliyor. Bu bir sporcu için çok büyük motivasyon kaynağı öyle diyeyim. Nereye gidersen git yalnız olmadığını bilmek o sahada bence insanın gücüne güç katıyor. Taraftarların hepsi gerek sosyal medyada gerek antrenmanlarımızda sürekli yanımızdalar. Onlarla çok bütünleşmiş durumdayız. Hatta kızlar diyordu, “aaa bugün 100 kişi gelmiş” diye. Hani ben önceki takımlarda oynarken izleyecek 100 kişi olmuyordu salonda ama Fenerbahçe voleybol takımı taraftarın yoğun ilgisine alışmış durumda, onlarla daha güçlü oluyoruz. Mükemmel birşey bu. Bu durumda herkese ayrı ayrı özen göstermek gerektiğine inanıyorum. Sahada maçtan sonra fotoğraf çekilmek isteyenler oluyor, ondan önce FB TV röportajları oluyor o arada kimseyi kırmamaya özen gösteriyorum. Çünkü insanlar vakit harcıyor, para harcıyor buraya gelebilmek için seni izleyebilmek için ya da kulübüne destek verebilmek için, bizlere destek verebilmek için. O yüzden onlar en kıymetliler yani onlara gereken sabrı, değeri vermen gerekiyor ben ona inanıyorum. - Fenerbahçe’deki ve gelecek yıllardaki hedefleriniz nelerdir? Cev Cup ve Türkiye Ligi’nde hedefimiz şampiyonluk Ben her zaman söylüyorum “Sezon çok uzun ve her şeyi belirleyen şey Playoff” diye. Biliyorsunuz, sezonu kaçıncı sırada bitirdin, naptın, ne ettin hani bu süreçlerde güçlü olmak illaki önemlidir ama en önemli olan sezon sonu güçlü kalabilmek, sezon sonunda bırakmamak. O yüzden hedeflerimiz hala aynı. Vücudum el verdiğince bu sporu yapmak istiyorum. Baktım, ben artık o sahaya yakışmıyorum topu atamıyorum, vücudum istemiyor pes ediyor ya da mental olarak kendimi iyi hissetmediğim an tabii ki de bırakırım. Ama bunun yakın bir süreçte olmayacağını düşünüyorum. Kendi kariyerim açısından, Türkiye Şampiyonu olmak istiyorum bir kere. Senelerdir yarı final oynuyorum, final oynuyorum ama 1 kere bile Türkiye Şampiyonu olamadım. En büyük kişisel hedefim bu açıkcası. Voleybolu bırakmadan önce 1 kere Türkiye Şampiyonu olmak istiyorum.
- Ligimiz şu anda dünyanın sayılı liglerinden birisi konumunda o yüzden oyuncularımız yurtdışına gitmeyi şu anda pek tercih etmiyorlar. Peki siz gelecek yıllarda yurtdışında oynamak ister misiniz ? Yurt dışında oynamak tabii ki de isterim, değişik bir tecrübe olur ama sadece değişik bir tecrübe olur. Voleybol bir bayanın yapabileceği en güzel spor. Türkiye de bir bayanın voleybol oynayabileceği profesyonel anlamda en güzel ülke yani bence bizler çok şanslıyız. Yabancı olarak ülkemize gelip, ülkesinden ayrı, ailesinden ayrı voleybol oynamaya çalışan arkadaşlarımız var. Aslında onlar da şanslılar bence çünkü kültürel açıdan sıcakkanlılık var , inanılmaz bir ülkede yaşıyoruz her tarafımız denizlerle çevirili. Ondan sonra çok kaliteli takımlar var, yabancıya yabancı gibi davranıyorlar. Sen Türk oyuncusun kendini değerli hissediyorsun, evindesin. Artı yurt dışına oranla Türkiye’de daha iyi paralar kazanılıyor. O yüzden yurt dışına gitmek isterdim önceden. Şu an tecrübe olsun diye belki giderim ama ülkem benim için en büyük öncelik. Burada istediklerimi yapmadan hani yurt dışına gidip oynamak istemem ama belki 1 sene oynarım ama en sonunda değil, son seneye farklı planlarım var. - Bu sene takım içerisinde Dereağzı’nda, Burhan Felek’te, Katar’da veya deplasman yolculuklarında bizimle paylaşabileceğiniz eğlenceli bir anınız oldu ? Genelde çok eğlenceli geçiyor bu tarz deplasmanlar. Mesela Katar’dayken inanılmaz bir kivi suyu yapan kafe vardı, çok güzel kivi suyu yapıyorlardı. Oraya gidip litrelerce kivi suyu içtiğimizi biliyorum. Her anımız eğlenceli ama tam hatırlamıyorum en çok güldüğümüz herhalde Seda’yı yada Eda’yı maçtan önce Paula soyunma odasına kilitledi. Kızlar içerdeymiş, biz sahaya çıktık ısınıcaz “Seda nerde Seda nerde Allah Allah falan filan” meğerse Paula üzerine kapıyı kilitlemiş. Kimse telefonunu da duymamıştı. Ara sıra böyle komik olaylar oluyor. Ama şu an düşününce pat diye aklıma gelen yok. - Voleybol kariyeriniz boyunca kişiliğini/oyununu beğendiğiniz ve onun gibi olmak istediğiniz bir sporcu var mıydı ? Tam “ ben bunun gibi olmak istiyorum” dediğim kimse olmadı. Ama böyle spesifik olarak özelliklerine bayıldığım, hayran olduğum, keşke tekniğim böyle olsa, parmaklarım keşke onunkisi gibi olsa ya da keşke saha içinde onun kadar soğukkanlı olsam dediğim oyuncular vardı tabii ki de. Çin’in efsanevi pasörü Feng. Kadın sahada kraliçe gibi, o kadar soğukkanlı ki mesela tam yönetmek için doğmuş. Ona bakıyorsun onun gibi olmak istiyorsun. Soğukkanlılık, yönetmek, aklı hiç bir milim bile kaymıyor kadının, robot gibi. Lo Bianco’nun zekası inanılmaz, topun altına girişi, pası, istikrarlılığı… Takeshita mesela, japon pasör. Çok çabuk, çok çabuk ve o da inanılmaz istikrarlı. Pasları, her şeyi, takımının ve karşı takımın oyununu çok iyi okuyabiliyor. Böyle böyle herkese bakıp “keşke olsa” dediğim şeyler oluyor ama tam anlamıyla “bunun gibi olsam“ dediğim biri yok. - Maçlara çıkmadan uyguladığınız veya maç esnasında şans getirdiğine inandığınız için üzerinizde bulundurduğunuz bir uğurunuz, toteminiz var mı ? Yok, uğura falan inanmıyorum yada takıntı yaptığım hiçbir şey yok. Hatta ondan çok hoşlanmıyorum sanırım. Böyle bir gün eğer bir tokayı takmışsam ve biz o gün önemli bir maç kazanmışsak ben bunu takıntı haline getirmeyeyim diye ertesi maçta başka toka takarım mesela, böyle bilerek takmadığım olmuştur. Geçen farkettim, benimde bir tane takıntım varmış. O da maç ısınmasında servis attığımız zaman hep 4 tane servis atıyorum. Yani 2 tane paralele, 2 tane çapraza veya o an nasıl denk geliyorsa. 4. servisten sonra kenara gelir beklerim. Daha mesela bir dakika servis süremiz olur ama hep 4 tane atarım. Geçen yardımcı antrenörümüz Saim ,“Nilay bir buçuk dakika daha servis vaktin var” dedi. Sonra düşündüm “ay ben hep 4 tane servis atıp kenara geliyorum bu artık bende alışkanlık olmuş” dedim kendi kendime. Takıntı mı alışkanlık mı bilmiyorum ama alışkanlık diyelim. - Bu sene sizi “11” numaralı formayla izliyoruz. Türk Telekom’da oynarkende 11 numaralı formayı tercih etmiştiniz. Özel bir anlamı var mı ? Ben hep “4” ve ”11” numara giyerim. İki numarayı da çok severim. 4 numarayı Karşıyaka’da giymeye başladım, çok küçüktüm ama aynı zamanda çok küçükken Yıldız Milli Takım seçmelerinden itibaren Milli Takım’da hep “11“ giydim. Kulüp “4” , Milli Takım “11” gibi oldu. Sonra Türk Telekom’da oynarken takıma geç katılmıştım, orada ki menajerimiz Cengiz abi “11 numara var, sana vereyim çok yakışır” dedi, “tamam” dedim zaten milli takımdan da “11” giyiyordum. Öyle Türk Telekom’dan beri giymemiştim. Vakıfbank’ta da “4” numara giydim. Buraya gelince de sordum “4 numara?” diye, cevap “ Paula” oldu. Düşündüm kadın 2 tane Olimpiyat Şampiyonluğu kazanmış, MVP seçilmiş, ve buraya gelecek. Hani dedim “ben 4 istiyorum diye tutturmanın alemi yok, 11 olsun” boştu zaten. Bu iki numaranında bana hep şans getirdiğine inanıyorum, benim için aynı değerdeler o yüzden bu sene 11 giymeyi tercih ettim. - Kolunuzdaki dövmenin anlamı nedir ? Ve sizin için neyi ifade ediyor ? Sol el bileğimdeki “yıldız” dövmem bundan 5 sene önce amcamı hatırlattığı için yaptırdım. Onu da genç yaşta kaybetmiştik, onunda mezarında vardır bir tane. Sağ kolumdaki “Lana Del Rey”in “Video Games” şarkısının sözleri “heaven is a place on earth with you” yazıyor. Ben inanıyorum çünkü cennet gerçektende yeryüzünde bir yerde. Anlık yaşıyoruz, elde ediyoruz. Yaşadıklarımızla burayı cennet yapabileceğimize inanıyorum. Şarkıyı çok seviyorum, sözlerini çok seviyorum. O yüzden bu burda. Bir tanede sırtımda var. Bir zar var, zarda annemle babamın evlilik yıldönümlerinin tarihi var ve altında da “Carpe Diem” yazıyor. O da işte “olabildiğince yarına az güven, anı yaşadığın an önemli olan” demek. Şimdilik bu kadar ama dövme hastalık gibi birşey. Yaş ilerledikçe biraz zor karar veriyor insan. 10 sene önce sırtımdakini yaptırırken o kadar zor değildi dövme yaptırmak şimdi yavaş yavaş zorlaşıyor. - Voleybolu bıraktıktan sonra hedefleriniz var mı ? Voleybolun içersinde kalıp antrenörlük veya yöneticilik yapmayı düşünüyor musunuz ? İstemem. Yani bu konuda hayatımda 5 sene öncede çok nettim hala aynı netliğimi koruyorum. Ben voleybolu bıraktığımda ne yazık ki voleybolun içinde olmak istemiyorum. Antrenör, yönetici ya da menajer olarak hiçbir şekilde istemiyorum. Çünkü voleybolun dışında bir hayata açlık duyuyorum diyebilirim. Çok küçük yaştan beri sadece voleybol oynuyoruz, başka bir işe yaramıyoruz gerçektende. Çünkü voleybol çok emek ve çok zaman istiyor. Başka şeyler için kendimizi yetiştiremiyoruz, eğitemiyoruz. Ben bunun eksikliğini duyuyorum zaman zaman. O yüzden benim hedefim aşçı olmak, yemek yapmak mesela. Voleybolu bitirene kadar yaz tatillerinde elimden geldiğince sertifika yada birkaç belge biriktirip voleybolu bıraktıktan sonra hem patronun hem aşçının benim olabileceği tabii ki de memleketim İzmir’de küçük bir yer açıp insanlara yemek yapmak istiyorum. - Nilay Özdemir “Voleybol” dışında nasıl biridir? Hayatınızda antrenman ve maçlar dışında neler yapıyorsunuz ? Nilay sosyal bir kadın. Arkadaşlarıyla beraber maç izlemeyi, onlarla beraber dışarı çıkmayı, oturup yemek yemeyi seviyor. Kitap okuyorum, film izliyorum, dizi izliyorum. Tabii ki bunların hepsi sezon içinde voleybol ile bağlantılı. Çünkü üç günde bir maç oynuyorsun, neyi ne kadar yapabilirsin hani? Hakkını tamamiyle verebildiğim tek şey voleybol, benim öyle. Sadece hayatımda voleybolu hakkını vere vere yapabiliyorum, onun dışında hiçbir şeyin hakkını vere vere yapamıyorum. Bu da dediğim gibi zaman darlığı, fiziksel yorgunluk, bazen mental yorgunluk sürekli eve gel, bavul topla, çamaşır yıka, bavul topla, yolculuklar falan seni başka şeyleri yapmaktan alıkoyuyor ne yazık ki. Onun dışında açık havada yürümeyi, dolaşmayı seviyorum. - Taraftarlarımız bayan voleybolcularımızı çok seviyor ve desteğini hiçbir zaman esirgememeye çalışıyor. Onlara herhangi bir mesajınız var mı? Taraftarlarımız her şeyin en güzelini hakediyorlar. Bunu zaman zaman başaramadığımızda çok büyük utanç duyuyorum, üzülüyorum sırf onları da bu kadar çok üzüyoruz diye açıkcası. Normalde bir maçı hakkını vere vere kaybettiğimizde 1-2 saat üzülür sonra normal hayatıma geri dönerdim. Ama burada biraz daha zor oluyor. Çünkü çok fazla insanın bizden beklentisi var. Konu ne olursa olsun nerede olursa olsun bizi sonuna kadar koşulsuz şartsız desteklemeleri bizim için en büyük armağan. Hepsine tekrardan teşekkür ediyorum. Güzel şeylerin olacağına dair inançlarını hiçbir zaman kaybetmesinler. Çünkü pozitif düşünceler, inanç bir araya gelince büyür büyür illaki bir yerde pozitif düşünmenin ekmeğini yeriz. Burdan da herkese çok teşekkür ediyorum.
Sarı Melekler’in geçtiğimiz hafta bir antrenmanda yaptığı basketbol maçı renkli görüntülere sahne oldu. Antrenmanın ısınma bölümünde iki takıma ayrılan Sarı Melekler, bu kez basketboldaki yeteneklerini sergiledi.
;